İletişimde Alan Açmak Nedir?
- Ender Ermiş

- 31 Tem
- 2 dakikada okunur

Bir danışanım karşıma oturmuştu.
Eşiyle aralarında büyüyen bir sessizlikten bahsetti.
"Konuşuyoruz ama duyulmuyorum" dedi.
Sordum: Peki, her gün neyi konuşuyorsunuz?
Cevap çok bilindik yerden geldi.
''Çocuğun servisi, faturalar, iş bölümü.''
Yani konuşuyorlardı.
Ama hiçbiri, birbirini duymuyordu.
Bu, sandığımızdan çok daha yaygın bir durum.
İki insan, aynı evde, aynı masada, gün içinde onlarca cümle kuruyor.
Yine de birbirinden uzaklaşıyor.
Konuşmak başka, iletişim kurmak başka
Çoğu insan iletişim kurmak ile bilgi aktarmak konusunu karıştırır.
Bilgi aktarmak; gündemi paylaşmaktır. Kim nereye gidecek, ne zaman, ne yapılacak.
İletişim kurmak ise başka bir şeydir. Karşınızdakine gerçekten alan açmaktır.
Alan açmak konuşma sırasını ona bırakmaktır. Cevabı hazırlamadan önce, bitirmesini beklemektir. Kendi anlatacağınız şeyi bir kenara koyup, önce onun ne demek istediğini duymaktır.
Bunun tersi ise kendine çekmektir.
Konuşmayı, farkında olmadan kendi gündeminize, kendi cevabınıza, kendi hikayenize çevirmek.
İkisi de iletişimdir. Ama biri bağ kurar, diğeri mesafe yaratır.
Neden bu kadar zor?
Çünkü dinlemek, sandığımız kadar pasif bir eylem değildir.
Karşınızdaki konuşurken, zihniniz genelde iki şeyden birini yapar.
Ya bir sonraki cümlenizi hazırlar, ya da duyduğunu kendi deneyiminize bağlamaya çalışır.
"Ben de böyle bir şey yaşamıştım" demek için sırasını bekler.
Biraz duraksadım bu yazıyı yazarken.
Çünkü ben de, mesleğim tam olarak bu olduğu halde, bazen ilk cümlede cevabı hazırlıyordum. Alan açmak, öğrenilen değil; her seferinde yeniden hatırlanan bir şey.
Alan açmak ilişkilerde neye benzer?
Danışanıma şunu sordum.
Bir konuşmada, cevap vermeden önce beş saniye bekleyebilir misin?
Sadece bu.
Karşısındaki cümlesini bitirmeden konuşmaya başlamamak.
Sonraki iki görüşmemizde nasıl geçtiğini sordum.
İlk hafta zor geldiğini söyledi.
İkinci hafta, eşinin daha uzun cümleler kurduğunu fark etti.
Üçüncü hafta, "belki de hiç dinlenmediğini hissettiği için kısa cevaplar veriyordu" dedi.
Hiçbir şey değişmemişti aslında: aynı iki insan, aynı ev, aynı gündem.
Değişen tek şey, birinin susmayı göze almasıydı.
Alan açmak sadece evde değil
Bu ilke; iş toplantılarında, ekip yönetiminde, satış görüşmelerinde de aynı şekilde çalışır.
Bir yöneticinin ekibiyle, bir avukatın müvekkiliyle, bir satış temsilcisinin müşterisiyle kurduğu ilişki de aynı kırılma noktasından geçer: karşınızdaki, gerçekten duyulduğunu hissediyor mu, yoksa sırasını mı bekliyor?
Duyulduğunu hisseden insan, çözüme daha açık olur. Kendini savunmak zorunda kalmayan insan, gerçek sorunu paylaşır.
Bugün için tek adım
Bir konuşmada, cevap vermeden önce beş saniye bekleyin.
Karşınızdakinin cümlesi bitmeden siz başlamayın.
Küçük bir adım gibi görünüyor.
Ama fark ettiğinizde: en büyük değişimler, en küçük duraksamalarla başlar.




Yorumlar